06 Şubat 2009

Yeni Blog'um

Kendi oynadığım oyunların -kendi yazdığım- incelemelerine yer vereceğim bir site açtım.

http://oyunincelemelerim.blogspot.com

30 Ocak 2009

Bilgisayar Böyle Açılsa N'apardınız?






Yorum sizin..

Korku...Korku...Korku....

Arkadaşlar ben 2 defa bilgisayar aracılığıyla çok kötü derecede korkutuldum.İlk başında bana yılbaşı şarkısının tersi diye keklemişlerdi.Açtım dinledim,ve ödüm koptu bağırdım,haykırdım.Herkes koştu ve 2 gün bilgisayara hiiç oturmadım.Daha sonra bu geçen sene olmuştu(2008 kasım) böyle bir çizginin içinden mause'u dışarı çıkarmadan geçirmeye çalıştığım bir oyun oynuyordum.Nerden bilebilirdim ki böyle olacağını...Palyaço bir surat titreşimlerle çığlık atmaya başladı.Bu sefer çok korktum,nefesim kesildi,az kalsın bayılıyordum.Bir daha bilmediğim yerlere hoparloru açarak asla girmeyeceğim.Çünkü dersimi aldım!

Blog İsmi

Blog'umun ismini değiştirecektim ama bilgisayar cenneti olarak değiştirdim.Öteki ismin biraz saçma olduğunu düşündüm.Bu arada Doruk Wertyui 2 isimli romanıyla geri dönecek...

29 Ocak 2009

Blog İsmi

Blogumun ismi havalı diye söylüyorum:
''Psikopat Ordusu'' olarak değişecek.

Hadii

DORUK'UN PARTİSİ BAŞLADI BUYRUN:

doruktozluyurt.blogspot.com

Doruk Hoşgeldin

Doruk uzun bir aradan sonra yeniden bizimle birlikte,bu akşam onun blogunda olun çünkü parti var...

25 Ocak 2009

Her Saniyenin Önemi



Aslında bugün farkettim ki nefes aldığım her saniye,benim yaşamama yardım ediyor.Bugün benim için özel bir gün.2 yaşımdan beri görüşmediğim çocukluk arkadaşım Sultan İstanbul'a kuzenimin evine gitmiş ve biz onların evine gidiyoruz.Kuzenimin adı Uğur.Uğur ve ben iyi bir ikili olduğumuzu düşünüyorum.Bir araya gelince ''Kafa şişirici ekibi'' gibi bir ünvan alıyoruz.Her neyse,bugün mutluyum!

24 Ocak 2009

Matrix





Matrix çok güzel bir filmdir.(Bence!)
İşte film açıklaması:
Bilgisayar programcısı Thomas Anderson (Keanu Reeves), "Neo" adını kullanan bir hackerdır. Neo, "Matrix"i araştırırken Trinity vasıtasıyla Morpheus (Laurence Fishburne) ile tanışır. Morpheus, bu dünyanın aslında sadece sanal bir dünya (The Matrix) olduğunu Neo'ya gösterir. Matrix, gerçek dünyada robotların insanları bir pil olarak kullanarak yaşamlarını devam ettirmesini sağlayan bir sanal gerçekliktir. Neo ve Morpheus'un takımı, Matrix'i bir arada tutan ana yapıyı kırıp insanları bu sanal ortamdan kurtarmaya çalışacaklardır. Ancak bu arada başta Ajan Smith olmak üzere Ajanlar Neo ve arkadaşlarını engellemeye çalışacaklardır. Neo ve Trinity'nin arasında bir yakınlaşma başlayacaktır.



Filmde hoşuma giden bir replik var:Morpheus Matrix'i Neo'ya anlatırken diyor ki:
''Matrix,insanı tek bir şeye çevirir.'' diyor ve kararlı şekilde Neo'ya bakarak diyorki:''İşte buna...'' diyor ve elindeki pili gösteriyor.

06 Ocak 2009

İndiana Jones:Kristal Kafatası Krallığı Hakkında Düşüncelerim


Hayatımda gördüğüm en heyecanlı filmdi neredeyse.

Neyse anladığım kısımları anlatmaya başlayayım.
(İzlemeyenler eğer heyecanı kaçar diyorsa okumasın)

Filmin başında,sanırsam Amerikan Askerleri personeller de dahil olmak üzere girişi kapatılmış bir yere gidiyorlar.Asıl gerçek burda ortaya çıkıyor:Bunlar Amerikan kılığına girmiş Rus askerleri!

''Efendim.Burası kapatılmıştır.Buna siz personeller de da...''
Cümlesini tamamlayamadan vuruyor onları Rus Askerleri.
Gerisini izleyip görün!


Özellikle Marion'ın İndy ile karşılaşması çok komikti...Marion kaçırılmıştı ve o saçaklı hal de ne öyle?Marion saçı başı dağılmış halde Indy'nin karşısına çıkıyor.İndy burda bazı gerçekler öğreniyor.Mesela Marion'un başkasıyla evlenip Mutt'i doğurduğu!Ama daha çok sürpriz var.Mesela aslında (izlemediysen okuma) o evlendiği kişinin Mutt'in üvey babası olması ve Mutt'in gerçek babasının aslında Indy'nin kendisi olması!

05 Ocak 2009

Yeni Yıl

Herkesin yeni yılını kutluyorum...

Sevdiklerim

''Ben aklımı dile düşürdüm.Kapalı kapıdan kafayı çıkarıp kafayı üşüttüm!''
Bunlar size sanki birisinden tanıdık geliyor değil mi?Gelmiyorsa küstüm size!Şakaydı.

SAGOPA KAJMER!
Ben ''Sago'cuyum.''
Sagopa Kajmer hakkında Vikipedi'den alınmış bir bilgi:


Sagopa Kajmer, gerçek adıyla Yunus Özyavuz, kendisi gibi rap müzik sanatçısı olan Kolera ile evlidir. Müzik hayatında kullandığı ismi Sagopa, Mısır'da bir piramidin adıdır. Birçok arkeolog bu piramidin sırrını çözmeye çalışırken, tuzaklara düşüp can verdikleri söylenir. En son, soyadı Kajmeri olan bir arkeolog, Sagopa'nın gizemini ortaya çıkartmış ve piramidin en gizemli yerine, son odasına girerek, duvara Sagopa'nın gizemini çözen anlamına gelen Sagopa Kajmeri kazımıştır. Ancak bu arkeolog da hava akımı yüzünden can vermiştir. Bu olaydan bir süre sonra piramide modern araçlarla giren bilim adamları, ölen adamın (Gerhard Kajmeri)'nin cesedini bulmuşlar ve piramide donanımsız girme cesaretinden dolayı bu adamın adını tüm dünyaya duyurmuşlardır.

Etkili değil mi?İnanın bu adamı sevmemin tek nedenni;kafamı dağıtıyor şarkıları ve gerçekten anlamlı yazıyor.Neyse yorum sizin.

19 Ekim 2008

Biraz Tez Oldu... :-)

3 gün önce sokakta dolaşmaya çıkmıştım...Oturduğum ilçeyi A'dan Z'ye biliyorum...Etrafı dolaşmaya başladım...Bir düğün salonuna geldiğimde sesler gelmeye başlayınca anladım ki düğün vardı(akşam saati).Davetli olmasam da meraklanıp aralıktan bakmaya başladım.Gelin uzun boylu ve iyi bir insana benziyordu.Neyse.Bunları bırakalım ki gelinin gelinliğinin,boyundan çok daha uzun olduğunu farkettim.Bazen tutan olsa da istemeden gelinliğe basıyordu.Asıl komik anın birazdan geleceğini tahmin ettim.İzlemeye devam ettim.Baktım ki 2 dakika sonra gelinlik arkasındakilerin elinden kayınca kadının ayağı takıldı ve resmen yeri öptü...
Tahminimden daha tez olmuştu.Etraf biraz vur patlasın çal oynasın ortamıydı ama hemen müzik kesildi ve herkes hemen yardıma koştu.Ne olacağının hiçbir zaman belli olmayacağını anladım.Diğer yandan bütün salon ve ben gülmekten katılıyorduk...


Dünya ne garip bir yer değil mi?

İki Değişik Şey...

Özel mesele falan dedim tamam da bu küçük yaşımla size hava da atmıyorum,biraz comment atsanız canınız çok mu yanar mahkemeye verecek değilim ya...
Kimse girmiyor ama en az bir yorum gelse yazı yazacağım... Neyse bu meseleyi boşverin artık alıştık bakalım...Diğer konumuza geçelim...



Değişik haberlerim var...Artık herşey bildiğiniz gibi değil...Bunu 2 sene önce tanıtmam lazımdı,ne zaman yapsam diye üşenirdim...11 yaşımdayım.Okulum değişti.Artık Öğretmen Zekeriya Güçer İ.Ö.O'na gidiyorum..5-c sınıfındayım...


Ayrıca diğer yandan da 6 kasım gününü heyecanla bekliyorum...Çünkü Harry Potter'ın uzun zamandır beklediğim filmi,Harry Potter And The Half Blood-Prince isimli film çıkıyor...Neyse konuyu fazla uzatmak istemezdim.Ama hayat devam ediyor ve okuyacak kadar süremiz var değil mi?En azından bir ömür vaktiniz var...


Diğer haberim de,korkumun gerçekleşmediği...1-2 ay önce bir deney yapılıyordu.Eğer deney başarılı olursa dünyanın nasıl varolduğunu öğrenecektik.Deneyden bir sonuç duyamadım ama başarısız olmadığını biliyorum...Eğer deney başarılı olup bir terslik çıkarsa,dünyanın önünde bir karadelik oluşacak ve onun içine girecektik.Eğer başarısız olursa en beteri:Dünyanın yok oluşunu görecektik.Neyse dilim alışmaya başlıyor galiba.Hayat hala devam ediyor.Ve edecek de...

04 Eylül 2008

Bazı Efsaneler

Size çoğu kişinin kafasını allak bullak eden ve pek çok kişinin inanmadığı efsanelerden bahsedeceğim.Bunların bazıları gerçeklere dayalı olmak üzere olan efsaneler,bazıları da benim gibi çocukları korkutmak için anlatılan efsaneler...Neyse fazla uzun kesmeden başlayalım efsanelere;
Beyin gücü

Mezbahadan et taşıyan bir tırın sabahın erken saatlerinde yüklenip bir an önce yola çıkması gerekiyormuş. İşe sabahın kör vakti gelen işçiler, tırı yüklemeye başlamışlar. Alelacele işi bitirmişler. Tırın şoförü arkadaki soğuk hava deposunun kapısı kapatılır kapatılmaz yola çıkmış. Ancak son eti çengele takmaya uğraşan işçinin içeride kaldığını kimse farketmemiş. Uyku sersemi olan işçi de başına gelen korkunç şeyi, ancak tır hareket edince farkedebilmiş. Tır hiç durmadan 8 saat yol alacağından, arkadaşları kaybolduğunu farketmezlerse donarak öleceği kesinmiş.

Bir süre duvarları yumruklamış ama sesini duyuramayacağını biliyormuş. Bir süre sonra üşümeye başladığından hareketleri yavaşlamış ve bir kenara çöküp ölümü beklemeye başlamış. Oturup kaçınılmaz sonunu beklemeye başlamış ve cebinden çıkardığı kağıt kaleme yazmaya başlamış. 1. saat: çok üşüyorum; 2. saat: her yerim uyuşuyor; 3. saat: ayaklarımı hissetmiyorum; 4. saat: donarak ölmek istemiyorum, kalemi tutucak gücüm kalmadı, ellerim dondu...

Tır etleri teslim edeceği yere geldiğinde şoförü dondurucunun kapısını açınca içerisinin soğuk olmadığını farketmiş. Sabah yola çıkarken aceleden dondurucuyu çalıştırmadığını hatırlayan şoför, lanetler okurken köşede büzülmüş yatan işçiyi görmüş. Adamın uyuyakaldığını sanan şoför, işçiyi sarstığı halde uyandıramamış.

Polis olaya el koymuş, şoför tutuklanmış. Bir müddet sonra adli tabip raporunda işçinin ölüm nedeni vücut ısısının hızla düşüşü olduğu açıklanınca temize çıkmış. Meğerse talihsiz işçi psikolojikman ölmüşmüş.


Mezarlıktaki heykel

Genç kızlar korkunç efsanelerin çoğunda başroldeler. İngiltere’de yaygın olan bi hikayede anlatıldığına göre bi grup kız bi gece korkunç hikayeler anlatıyolarmış birbirlerine. Laf dönüp dolaşmış ve gece mezarlığa girip giremeyecekleri tartışmasına dönüşmüş. Kızlardan biri, “Girmek ne ki, sabaha kadar bile otururum ben orada” demiş.
Yaparsın, yapamazsın tartışması sürerken korkmayacağını söyleyen kız üzerine montunu alıp fırlamış dışarı. Giderken de, “Sabah beni mezarlıktan almaya gelirsiniz. Herhalde gündüz vakti korkmazsınız di’mi?” demiş gülerek. Kızlar engellemeye çalışmışlar ama nafile, dönmemiş sözünden cesur kızımız.

Evde kalan kızlar, sabahın ilk ışıklarıyla arkadaşlarının yanına yani mezarlığa gittiklerinde onu, yanında mermer bi heykel olan bi mezarın üzerinde bulmuşlar. Kız gözleri pörtlemiş bi halde cansızmış ve mezardaki heykelin elleri kızın boynundaymış. Sonradan öğrenmişler ki, mezarın sahibi, nişanlısı son anda evlenmekten vazgeçtiği için intihar eden bi gençmiş. Heykel/ölü kadınlardan intikamını işte böyle, kızı öldürerek almış.



Hayalet otostopçu..

Adamın biri, bi cumartesi gecesi evine dönüyomuş. Birden 15-16 yaşlarında sevimli bi kızın yolun kenarında otostop yaptığını görmüş. Adamın da aynı yaşlarda iki kızı varmış. Hemen arabayı kızın yanına yanaştırmış, “Gece yarısı böyle ıssız bir yerde n’apıyosunuz Allah aşkına? Bu saatte otostop mu yapılır?” demiş. Kız, “Uzun hikaye. Rica etsem beni evime götürür müsünüz? Buraya çok yakın. Bu iyiliğinizi ömür boyu unutmam” diyerek arka koltuğa oturmuş.
Kızın üzerinde cicili bicili, hoş bi elbise varmış. Evinin adresini vermiş. Gerçekten de yakınmış ev. Adam eve vardığında önünde durmuş, “İşte geldik küçük hanım” diyerek arka koltuğa dönmüş ama arkada hiç kimse yokmuş. Gözlerine inanamamış taabi. Hemmen arabasından inip evin kapısını çalmış. Beyaz saçlı, çok yorgun görünen yaşlı bi kadın açmış kapıyı. Adam heyecanla, “Bana inanmayacaksınız ama yoldan küçük bi kız aldım. Bana buranın adresini verdi ama tam geldiğimizde...” Yaşlı kadın adamı susturmuş, “Biliyorum, biliyorum” demiş, “Sonra da ortadan kayboldu di’mi? Bu başımıza ilk defa gelmiyo. Her cumartesi akşamı aynı şey olur...”

Meğer kız bi cumartesi gecesi diskodan dönerken trafik kazası geçirmiş ve oracıkta ölmüş. Şimdi her cumartesi gecesi kazada öldüğü yerden otostop yapıp evine gelmek istiyomuş ama bunu bugüne kadar başaramamış. Kadın bunları anlatırken adamın gözü piyanonun üzerindeki kızın fotoğrafına ilişmiş. Evet, kız aynı kızmış ve üzerinde de aynı elbise varmış

03 Eylül 2008

İstanbul Kıyamet Vakti

Küçük ödüller kazanan,Türklerin eseri milyonlarca kişinin oynadığu bir online Türk eseri:İstanbul Kıyamet Vakti.Oyun adı üstünde kıyamet vaktinde geçiyor...Oyunun hikayesinden alıntı yapacağım.Google'dan araştırırsanız her şeyini bulabilirsiniz...Bu hikayeyi oyundaki en önemli karakterlerden Agah Bey anlatıyor...
Demek afeti ve getirdiklerini soruyorsun bana genç kişi. Dinle öyleyse, sana en başından anlatayım ortak kaderimizi


1956 yılının 25 Aralık' ında dünyanın yörüngesi güneş sistemi dışından gelen bir asteroid kümesiyle kesişti. Dünyanın her yanında büyük bir yıkım gerçekleşti. Sadece gökyüzünde asılı kalan toz bulutları bile milyonlarca insanın ölümü için yeterliydi. Fakat meteorların ortaya çıkardığı tek gerçek, yıkım ve ölüm olmamıştı.

Asıl açığa çıkanın yüz binlerce yıldır yer kabuğunu bizlerle paylaşmış, kimilerinin canavarlar kimilerininse saklı türler olarak adlandırdığı, arzın bilinmeyen derinliklerindeki komşularımız olduğunu öğrendik. Çok sıra dışı tesadüfler sonucu kimi insanlarla karşılaşmış ve masal diye adlandırdığımız hikayelere konu olmuş varlıklar!
Afetten birkaç yıl sonra, daha insanlık kozmik yıkımın yaralarını yeni sarmaya başlamışken, meteorların açtığı derin yarıklardan yollarını buldular yeryüzünün yabancı ortamına. İlk kim saldırdı bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki o da hiçbir şeyin bir daha eskisi gibi olamayacağıdır.

5 milyar yaşındaki yerkürenin üzerinde yalnızca birkaç yüz bin yıldır varolan bizlerin daha öğrenecek çok şeyi olduğu bir gerçekti. Element büyüsünü ilk kullanabilen insan, saklı türler 'den elde edilmiş bir kitabı deşifre edebilmiş yaşlı bir dil bilimciydi. Bugünün madde büyücüleri halen kitaplarının kapaklarına onun adının baş harflerini işlerler.

Ruh büyücülerinin namıdiğer şifacıların varlığı ise saklı türler den kimileriyle kurdukları bağlantı sonucu ruhun ve doğanın güçlerini harmanlamayı öğrenmiş küçük bir Mevlevi toplulukla başladı.

Eski usuller ile birlikte yeni keşfedilmiş güçlerin de kullanıldığı amansız bir savaş açıldı dünyanın dört bir yanında "Saklı Türler" 'e karşı!

Neredeyse yarım asırdır izliyorum bu savaşı ve çok şey gördü bu artık görmeyen gözlerim. Bir büyücünün sözüyle harekete geçip eti kavuran yıldırımları, bir şifacının dileğiyle canlanıp düşmanlarını sarmalayan zehirli sarmaşıkları, korkusuz bir savaşçının çığlığıyla düşmanlarının dizlerinin titrediğini gördüm...

Sayısız ölüm gördüm. Bunlar kimine keder getirdi, kimineyse yaşama sebebi ve insanoğlu her zaman yaptığı gibi yeni dünyaya uyum sağladı.

Fakat afetten sonra bile kişinin unutmadığı tek bir şey vardı ki o da insanın insana kıymasıdır. "Lodos" ve "Arzın Çocukları" işte bu anıların ürünüdür.

İnsanlık tarihi böylesine zıt görüşleri hiçbir zaman hoş görmemiştir ne yazık ki. İki topluluk arasındaki kanlı savaş otuz yıldır devam ediyor dünyanın birçok yerinde ve daha da devam edecek gibi görünüyor.

Bense insanın insana kıymaya tekrar başladığı gün kapadım gözlerimi ışığa.

Şimdi sen söyle genç kişi...

Bir zamanlar bir tablo kadar güzel olan İstanbul'da sen bu savaşın neresinde duruyorsun?

Güç Sizinle Olsun!!!!

Evet...Uzun bir aradan sonra 11 yaşımdayım ve blog hayatına geri dönüyorum.Yoğun dersler yüzünden bir süre boyunca yazı yazamadım...Tatilin sonlarına doğru yazabiliyorum ancak.4. sınıfta dersler isyan çıkarınca istemeden de olsa notlarım düştü.Neyse bunları bir kenara bırakalım.30 yıllık efsanevi Star Wars evrenini bilmeyen kalmadı her halde...Hatta İngilterede 10.000'i aşkın kişi,dinini jedi dini olarak değiştirmek istediğini söyledi.Ne güzel olurdu,Force Pull yaparak kumandayı almak!6 filmi de izlediyseniz size güzel bir oyundan bahsedelim:Jedi Knight:Jedi Academy!
Bu oyunda Star Wars'ın altıncı filminden sonrasında geçiyor.Çok uzun kesmeden oyunu anlatmaya başlayayım...
Oyunun başında Luke Skywalker'ın kurduğu Akademiye giden bir öğrencisiniz.İstediğiniz ırktan olun,ister erkek ister kadın olun adımız Jaden Korr...
Akademiye giden bir uzay gemisindeyiz.İntroda Rosh adında biriyle tanışıyoruz.Ardından uzay gemisi saldırıya uğruyor...Artık akademiye Rosh ile birlikte gideceğiz.Bölüm sonunda akademiye ulaşıyoruz ama macera burada bitmiyor.Oyunda 27den fazla bölüm var ve multiplayer modunda internet üzerinden oynayabiliyoruz...Oyunun en güzel yanı ise oyunun sonlarına doğru Karanlık Taraf veya Aydınlık taraftan birisini seçebiliyoruz...Kısacası 3 yıllık bir efsane oyun Jedi Academy.
Bunların hepsini kendim yazdım...Oyunda karanlık tarafı seçerseniz bizzat sizi akademide eğiten ve jedi olmanızı sağlayan Master Kyle Katarn ile kapışmak zorundasınız.Eğer aydınlık tarafı seçerseniz Alora ve Tavion ile kapışacaksınız...(Bunların kim olduğunu araştırırsanız bulursunuz)